CEPHEYE VARAMADAN
Cephede çatışmalar sertleşmiş ve eli
silah tutan herkesin cepheye katılma emri verilmişti. Gece yağan yağmurdan dolayı yerler kurumamış ve oldukça sisli bir
gündü.Gri bulutlar sarmıştı gökyüzünü. Köyün güler yüzlü ve bir o kadarda bıçkın delikanlısı Mehmet için de
cephenin yolunu tutma vakti gelmiş görünüyordu. Gerçekten zor bir yolculuk olacaktı bu 400 nüfuslu bir köyde büyüyen Mehmet için. Annesini, akrabalarını ve daha elini
bile tutamadığı büyük sevdası Gülizar’ı ardında bırakıp o dönem için dünyanın
en tehlikeli bölgesi olan Çanakkale cephesine gidecekti. Tüm büyük devletler birleşmiş
ele geçirmek istiyorlardı Osmanlı’dan kalan 3,5 toprağı. Öyle 3,5 dediğime
bakmayın eğer bu 1 metrekare bile olsa o cepheye gidilecekti zira toprak vatan
toprağıydı eğer aşarlarsa o cepheyi köyümüzdeki kadınların, yaşlıların hali
nece olurdu. Çok zor dönemlerdi, Mehmet’in babası 2 yıldır askerdeydi ve en son
1 yıl önce kendisinden mektup gelmişti köyüne. O yüzden bu Mehmet’in annesi
Ayşe hatun için çok zor bir veda olacaktı Evin Erini askere yollamıştı ve şimdi
bir Erini daha yolluyordu onun gibi yeni evlendiği halde Eşini cepheye gönderen
eltisi ile yapayalnız kalacaktı bu köyde ama Ayşe hatunda biliyordu cepheye gidilmeliydi.
Aslında kendisi de gitmek istemişti cepheye en azından cephane taşır bir işe
yararım diye düşünüyordu ama köyde daha çok iş vardı köyün yaşlılarına bakıp,
ekin ekmeleri gerekirdi ama olsundu vatan sağolsundu. O gün gelmişti ve köyün
gençleri yola koyulmak üzere köy meydanında hazırlanmıştı. Ayşe elleri kınalı
oğlu Mehmet için yolluk hazırlamıştı bir ekmek ve çökelek koymuştu yanına birde
bir kaç domates. O dönemler için güzeldi aslında çünkü savaş sebebiyle kıtlık
yaşanmış bir kuru ekmeğe muhtaç kalmıştı insanlar. Gitmeden önce son bir kez
sarıldı Ayşe hatun Mehmet’ine, doya doya kokusunu içinde çekti Mehmet belki bir
daha hiç dönmeyecekti. Gülizar da gelmişti o gün Mehmet’i uzaktan da olsa
görmeye, gidemezdi yanına çok istese de sarılamazdı doya doya, köy yeriydi
burası ne derlerdi sonra? Nasıl açıklardı bunu onlara? Evet, açıklamak
gerekirdi köy ahalisine böyle şeyler hoş karşılanmazdı. Ama ona bir kez
sarılabilmek için neler neler yapmazdı Gülizar 40 gün 40 gece dağın tepesine
çıkıp dua ederdi gerekirse. Bir ağacın arkasına saklanmış yaşlı gözleriyle
izliyordu Mehmet’i, Mehmet’inde gözü Gülizar’ı arıyordu en azından son bir kez
görsem diye geçiriyordu içinden ve etrafına bakınırken ağacın arkasında ceylan
gibi gözleriyle bakan Gülizar’ı gördü. Ürkmüş bir ceylan yavrusu gibiydi
gerçekten, zaten güzel olan o ceylan gözlerini gözyaşlarıyla parlatıyordu. Gözleriyle
konuşuyordular Gülizar gitmesini istemese de biliyordu mecburdu, Mehmet'in ilk
defa gözleri bu denli dolmuş , ağlama hissi gelmişti. Artık zaman gelmişti, Mehmet
ve Arkadaşları yola koyuldu, bir kaç saat ilerleyebildiler ve güneş onları terk
etmeye başladı. Akşamüzeri geceyi geçirmek için ormanda bir sığınak hazırladılar
Akşam olunca ateşin başında annesinin onun için hazırladığı yolluğu çıkardı. Köyden
arkadaşı Turan ile paylaştı ekmeğini, karnını doyurduktan sonra yaslandı bir ağaca
ve başladı ateşi seyretmeye. Aklından geçirmeden edemiyordu acaba çektikleri bu
sıkıntıların, zorlukların sebebi olan gelecek nesiller anlayabilecekler miydi
bu mücadeleyi? Onlarda bizim gibi sahip çıkabilecekler miydi bu vatana? Bizi
akıllarına getirip daha fazla çalışıp bize bunları yaşatan bu ülkelere meydan
okuyabilecek miydi? Örnek bir ulus olacak mıydı? Bunları düşünerek uyudu o gece Mehmet. O gece cepheye katılacak askerlerin yol güzergahlarını tespit eden işgal
kuvvetleri gece bir ani baskın bile Mehmet'in de içinde olduğu sığınaklara
saldırı gerçekleştirdi ve bir daha hiç uyanamadı Mehmet.
Yorumlar
Yorum Gönder